Bereket yağmurlarının rahmeti üzerimize boca ettiği dolu dolu iki buçuk haftalık süreç geride kaldı.

Aydın’da, meteorolojik tahminlere göre bu hafta içinde de yer yer kuvvetli sağanak yağışlar devam edecek.

Hatta halihazırda Söke özelinde Çarşamba günü için Büyük Menderes yakınında sel durumu da Meteoroloji göstergelerine uyarı olarak yansımış durumda.

Yağışlarla ilgili bölgemizdeki kadim söz; “Allah afetsiz versin” duası şeklindedir. Biz de bunu yineliyoruz ancak bu noktada gerek DSİ’ye ve gerekse yerel yönetimlere de büyük iş düşüyor.

Umarız Aydın, kuvvetli sağanak yağışların beklendiği önümüzdeki süreci, mal ve can kaybı yaşanmadan en az hasarla atlatır.

Bunun yanında son yağışlarla ilimizdeki tarımın can damarları olan barajların doluluk oranında da kayda değer artışa bakılırsa bu sulama sezonunda gündemde kısıtlı planlama ya da yüzde 50 kuru ve sulu tarım ayrımı olmayacak gibi görünüyor.

Temennimiz bilhassa Söke Ovası’nda Avrupa Birliği’nden coğrafi işaret tescilli ‘Söke Pamuğu’nun sürdürülebilir tarım kapsamında üretiminin devam etmesidir ancak bu noktada desteklemeler de büyük önem arzediyor.

Çünkü pamuk para etmiyor. Üretici ciddi anlamda pamuk yerine para eden başka alternatif ürün olarak özellikle buğday ekimine yönelmiş durumda.

Bunun için Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’ya düşen daha müreffeh, kalkınan ve Batı Uygarlığı’nı yakalayan bir ‘Türkiye Yüzyılı’na dönük olarak özellikle Avrupa Birliği’nden coğrafi işaret tesciline de sahip olan ‘Söke Pamuğu’ gibi özellikli ürünlere has destekleme modellerine yönelmesidir.

Yürürlükteki ‘Tasarruf Tedbirleri’ne rağmen tarımsal desteklemenin esasında her yıl güncellenerek pamuk gibi stratejik bir ürünün tamamını kapsaması daha doğru ve makul olacaktır.

Dileriz bu konuda son dönemlerde kırmızı ette ithalat lobisi ithamlarıyla da sık sık karşı karşıya olan Tarım ve Orman Bakanlığı bir an önce kolları sıvar.

Bu kırmızı ette ithalat lobisi demişken bunu da biraz açalım. Esasında bu söylemi esaslıca ilk olarak TBMM 27. Dönem AK Parti Aydın Milletvekili Rıza Posacı dile getirmiştir.

Milletvekili olduğu geride kalan dönemde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ciddi anlamda kızabileceğini de hesaba katmadan bunu açık yüreklilikle iktidar partisinin mensubu olarak dobra dobra söyleyen Posacı, aslında tarımdaki yapısal sorunun sadece üretim değil, üretim planlaması ve dışa bağımlılık sarmalı olduğunu işaret ediyordu.

Posacı'nın o dönemki “İthalat lobisi üretim şevkini kırıyor, üreticiyi perişan ediyor" tespiti, bugün Aydın'ın muhtelif ovalarında ve Söke Ovası’nda pamuktan kaçıp buğdaya sığınan çiftçinin yaşadığı çaresizlikle de birebir örtüşüyor.

Bunu da izah edelim; Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2023’te açıkladığı verilere göre, ithalatta en fazla dışarıya para akıttığımız üçüncü ürün 1,6 milyar dolarla pamuk. Bunu liraya çevirdiğimizdeyse tastamam güncel kura göre neredeyse 70 milyar liraya karşılık geliyor.

Bu da demek oluyor ki birileri kendince öyle bir düzen kurmuş ki yanı başımızdaki Yunanistan’dan pamuk almamızda bile hiçbir sakınca yok!

Netice olarak; Eğer stratejik bir ürün olan pamukta, maliyetler desteklemelerle süspanse edilmezse korkarım ki yarın sadece tekstil sanayimiz değil, toprağımız da bu ürüne büsbütün küsecektir.

Pamuğu dolayısıyla üreticiyi küstürmemek bu anlamda da hayati önem taşımaktadır.

Eğer pamuk ciddi anlamda hak ettiği değeri bulsa ve maliyetine kıyasla üreticiye ciddi kar elde ettirebilseydi bugün Söke TARİŞ Pamuk Birliği Delegesi Mesut Üstbaş hayatta olurdu diye söylemiyorum bunları.

Zira geçtiğimiz Kasım ayında yaşanan o derin kederin ardında, sadece bir can kaybı değil koskoca bir ömrü toprağa adamış, pamuk tarlalarında ter dökmüş bir üreticinin “hak ettiğini alamaması”nın yol açtığı ağır bir yük de vardı.

Merhum Üstbaş’ın yaşadığı o elim hadise, aslında Söke Ovası’ndaki binlerce çiftçinin aynı zamanda ruh halinin de kısmen trajik bir dışavurumuydu.

Toprakla barışık olması gereken çiftçinin, ekonomik çıkmazlar ve sahipsizlik hissiyle kendi canıyla imtihan edilmesi ne yazık ki bu coğrafyanın en büyük yarasıdır.

Şimdi barajlar doluyor, gökyüzü rahmetini esirgemiyor fakat asıl mesele, beyaz altına hak ettiği can suyunun verilip verilmeyeceğidir.

Eğer Bakanlık, pamuk üreticisini ithalat lobilerinin, regüle edilemeyen piyasanın ve banka kredilerinin insafına terk etmeye devam ederse yarın ne Söke Pamuğu’nun tescilinden bahsedebiliriz ne de o tarlalarda çalışacak genç kuşaklardan.

Bu yazı vesilesiyle Merhum Mesut Üstbaş’a Cenab-ı Allah’tan bir kez daha rahmet diliyor, kederli ailesine, yakınlarına ve kendisiyle aynı ekonomik darboğazla boğuşan tüm pamuk üreticilerimize de sabırlar temenni ediyorum.

Dileriz ki bereketle dolan barajlar, sadece toprağı değil, umudu da yeşertir.

Ancak şu bilinmelidir ki o umudun asıl kaynağı gökyüzünden düşen damlalar kadar, Ankara’nın koridorlarından çıkacak adil kararlarda da saklıdır.

Çiftçinin alın terinin, lobi masalarındaki hesaplara kurban edilmediği, üreticinin borç sarmalında değil, toprağının başında huzurla sabahladığı bir düzeni kurmak, Allah nasip eder, ömrümüz vefa gösterirse bir gün hepimiz için boynumuza borç olsun.