Geçtiğimiz günlerde yoğun gündem arasında kaybolup giden bir haber yazdım. Dikkat çekip okunsun diye başlıkta da Aydın'ın en zengin ve en fakir ilçelerini vurguladım. Zira yazdığımız haberi okutmamız, okuyucuya tıklatmamız artık mesleki zorunluluğumuz.
Basın İlan Kurumu’nun resmi ilan yayımlayan gazetelerin internet haber siteleri için belirlediği asgari trafik şartı kapsamında işimiz bir hayli zor anlayacağınız.
Lafı uzatmadan sadete geleyim; TÜİK'in araştırmasına göre Aydın'daki tüm hanelerin sosyoekonomik durumu mercek altına alındı. ‘Sosyoekonomik seviye’ (SES) verilerine göre Aydın’da tamı tamamına bin 992 hanehalkı daha doğrusu malikane, villa, yat ya da kat sahipleri, bu ildeki en geniş servet imkanlarına sahip durumda.
Yanlış duymadınız İlimizdeki 407 bin 976 hane arasında yalnızca bin 992 hane en üst gelir seviyesi grubunda bulunuyor. Yani yedikleri önünde yemedikleri ardındaki bu gruptakiler için dünya ve dolayısıyla Aydınımız da adeta bir cennet gibi desek yeridir.
Bu üst gelir seviyesine sahip olanlar kimlerdir diye düşünecek olursanız aklınıza gelen isimlerse üç aşağı beş yukarı bellidir.
Sırf parti değiştirdi diye aile şirketlerinin hisseleri tavan yapanlardan tutun, madenimizi dağlardan hunharca söküp katma değer kazandırmadan İtalya’ya ve İspanya’ya gemilerle gönderenlerimize kadar bu yelpazedekilerin kimler olduğu ortada.
Peki TÜİK’in araştırmasına göre alt ve en alt seviyedekiler için durum nedir? Toplamda 87 bin 563 hane alt seviye gelir grubunda ve 85 bin 196 haneyse en alt seviyede yer alıyor. Yani Aydın’da 85 bin 196 hane ciddi ekonomik zorluklar içerisinde bir hayat mücadelesi veriyor.
Ay sonunu zor getiren, borç içinde kıt kanat geçinen ve zaman zaman pazar masrafı dahi göremeyen bu haneler için Aydın’ın siyasi gündemiymiş, bilmem ne firması Türkiye’de ilk kaç şirket arasına girmişmiş, filanca bir dahaki dönem Aydın Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığı için kulis mi yapıyormuş hiç umurunda değil!
Onların en büyük gündemi günü kurtarıp karınlarını doyurabilmek, kiralarını bir şekilde ödeyip ev sahibiyle ters düşmemek. Kimileri içinse doğup büyüdükleri ya da dışarıdan gelerek hayata tutunmaya çalıştıkları Aydın, ‘Ölüm’ ve ‘Ölümcül Hastalık’ arasında nefes almaya çalıştıkları bir yerden ibaret.
‘Ölüm’ ve ‘Ölümcül Hastalık’ arasında kalmışlık esasında Aydın’ı hal dilince de bana sorarsanız çok iyi özetliyor. Sanki Aydın senelerdir siyaseten de özellikle yerel yönetim noktasında baktığımızda birilerince ‘Ölüm’ gösterilerek ‘Ölümcül Hastalık’a razı edilmiş gibi.
Geldiğimiz süreç itibariyle bir türlü kabuğunu kıramayan, kalkınma hamlelerinden yoksun, gençlerinin yüzde 10’u işsiz, çiftçisinin dörtte biri gelecekte tarımdan çekilmeye hazırlanan ilimiz için gerçekten de her şey çok mu geç peki?
Şunun bilinmesini isterim ki alt ve en alt seviyedekiler için bir sonraki yerel seçimlerde Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu AK Parti’den aday mı olacakmış, Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel CHP’den mi aday gösterilecekmiş umurlarında değil!
Senelerdir “balık verilerek balık tutması öğretilmeyen” bu kesim için değişmeyen tek gerçek derin bir yoksulluk ve çaresizlik. Onlar için iktidar değişmiş, belediye başkanları koltuklarını paylaşmış, parti rozetleri gömlek cebinde bir sağa bir sola takılmış fark etmiyor.
Bugün Aydın’ın en zengin bin 992 hanesi için hayat nasıl güllük gülistanlıksa, en alt gelir grubundaki 85 bin 196 hanesi için de o kadar karanlık ve umutsuz. Yani gerçek şu ki karşımızda iki Aydın var; Bir yanda lüks villalarda havuz başında sabah kahvesi içenler, diğer yanda kirayı ödeyemediği için ev sahibinin telefonunu açmaya korkanlar.
İşte bu uçurum büyüdükçe, toplumun ortak geleceği de eriyip gidiyor. Çünkü bir kentin zenginliği yalnızca bankalardaki mevduatlarla değil, çocuklarının doyduğu midelerle, gençlerinin kurduğu hayallerle, emeklisinin huzurla uyuyabildiği gecelerle ölçülür.
Ve eğer bu şehirde on binlerce hane için hayat yerinde “Ölüm” ile “Ölümcül Hastalık” arasında bir seçimden ibaret hale gelebiliyorsa artık yalnızca siyasetçinin de değil, toplumun da topyekün aynaya bakma vakti gelmiş demektir.
Şunu unutmamak gerekir; Gerçek kalkınma rakamlarla değil, insanların yüzündeki tebessümle ölçülür. Eğer Aydın’ın sokaklarında gülümseyen yüzleri göremiyorsak, önümüzdeki yerel ya da genel seçimlerle istatistiklerin de hiçbir anlamı yoktur.