Dünya sinema tarihindeki kült filmlerden olan “The Godfather” yani ‘Baba’ filminde yerine geçmesi için hazırlanan oğlu Michael Corleone’ye filmin başrol oyuncularından ‘Vito Corleone’, ömrünün son demlerinde şunu söyler;

“Hayatım boyunca çalıştım, aileme baktığım için özür dileyecek değilim. Önemli adamların tuttuğu bir ipte cambazlık yapan bir budala olmayı hep reddettim”

‘Vito’ derin adam vesselam filmi izleyenler daha iyi bilir; En kısa zamanda ihanetin nereden geleceğine dair adresi de torunuyla vakit geçirirken kalp krizinden henüz ölmeden ismine kadar tarif eder.

Bu filmdeki bu sembolizm temalı kısmi yerleştirmeler, bana soracak olursanız gerek o güne, gerekse de günümüzle beraber yarınlara 1972’de prodüksiyonu senaryosuna kadar sipariş eden küresel üst aklın çok ince ve derin bir mesajıdır.

Keza bu hayatta, “Önemli adamların tuttuğu bir ipte cambazlık yapan bir budala” olmamak mühim mesele vesselam.

Örneğin en basidinden bir siyasetçi için bile yükselmesi gereken mertebe bana sorarsanız kendi tabirimle izah edecek olursam; ‘Enel Halk’ olmalıdır.

Nedir bu ‘Enel Halk’ açayım; Bir zamanlar Hallâc-ı Mansûr ‘Enel Hak’ demişti, yani ‘Ben Hakk’ım’
Siyasetçi de doğrudan doğruya gücünü reylerinden aldığı ya da alacağı halkın karşısına bu sözle çıkmalıdır. ‘Enel Halk!’

Ve iç sesiyle de makama seçilir seçilmez haramdan, riyadan ve reylerini aldığı halkın hakkını yememek için ‘Merhametlilerin En Merhametlisi’ne sığınarak kendi kendine daima şunu telkin etmelidir;

“Ben halkla bir bütün gibiyim. Kendimi halkta eritiyorum. Siyasetim yalnızca halkımın çıkarınadır. Halkımın çıkarı yoksa önemli adamların tuttuğu ipte cambazlık yapan bir budaladan öteye geçemem. Allah beni bu tür bir duruma düşmekten korusun ve esirgesin”

İşte bu söz, halktan yana, halkla bir olmanın sözüdür. Bu sözde benlik yok, sadece biz vardır.

Yaşadığımız ilimiz Aydın’a dönüp bakacak olursak geldiğimiz noktada, orantısız zenginleşmeleri halkın diline dolanan saygın iş insanlarımızdan bazılarının mirasyedi adayı evlatlarını, sadakatini takdir ettiği alkış çavuşlarını,

Ve perde gerisinden güdümü altında tutabileceği halkın içinde görünen eli yüzü düzgün birilerini, ‘Haydi koçum göreyim seni’ deyip tepeden inme şekilde siyaseten bir yerlere hazırlama çabaları da şimdilik beride dursun ama artık Aydın’ın kaderi ve yarınları sadece kendi ikbaline odaklanmış birilerinin insafına bırakılmamalıdır.

Birilerince tıpkı bir meslek olarak addedilen 'Siyasetçilik’ noktasında baktığımızdaysa seçimle yani halkın tertemiz oylarıyla iş başına gelen makam sahipleri için seçimden seçime hali hatrı sorulan vatandaşın en net kanaatini ve sıklıkla ne duyduğumuzu da hemen söyleyeyim;

“Bal tutan parmağını yalıyor! Alayının da derdi menfaat, milletin derdiyle dertlenen, gariban halkı düşünen yok”

Yani siz bakmayın oy pusulalarından orantısal düzlemde geçer not alındığına ey pürnur geçinen seçilmişler…

Geçim derdine düşen vatandaşa göre ne yazık ki aranızdaki bazılarınız dışında birçoğunuz en tepeden en alt kadroya kadar önemli adamların tuttuğu bir ipte cambazlık yapmaktan başka icraatı olmayan kişilerden ibaretsiniz.
Bence bunu aklınızın bir kenarına yazın.

Ayrıca şunun da altını önemle çizeyim;

İlimizdeki bazı siyasilerimizin bir süredir sırf, ‘Ne halkçı biri be. Hep halkın yanında bravo’ denilsin diye Aydın’daki pazar tezgahlarında mal bulmuş mağribi gibi üç kuruşa domates, biber, patlıcan satın alınan masum teyzelerle amcalara sarılarak sipariş poz verme nümayişi de halkın içinde olmak değil, vatandaşa göre düpedüz riyakarlık olarak görülüyor.

Kahvehanelerde yerel gazete okuyan Ali Amca ile Mehmet Dayı, ha bir de Germencik Pazarı’nda 40 yıldır tezgah açarak geçimini sağlayan Fatma Teyze bunu artık yemiyor.

Üzerine alınan alınsın bizden söylemesi.